Bloglara dön
15 Aralık 2025 · 66 okuma

Gelecekten Korkuyorum Belki de

Gelecekten Korkuyorum Belki de

Motorlu taşıtlar hayatımızın her anında bizimleler. Bu birliktelik beraberinde her birliktelik gibi anıları barındırıyor. Böylelikle bir anlam yüklüyoruz. Bir eksik bir fazla… Aşılmaz denilen mesafeler aşılıyor, bazen bir aşk bazen bir savaş için. Mesafeler anlamını yitiriyor belki de. Bazen uçuyor bazen raylar üstünde tekerlekler üzerinde aşıyoruz tüm mesafeleri. Bunlar arasından en zevklisi tekerlekler üzerinde olmak benim için. Otomobilin içinde olmak. Onunla bir bütün olup kusursuz bir ahenk yakalamak. Yolların dans pistine dönüşmesi. Gücü ve ölümün nefesini ensenizde hissetmek, mekanik bir tutku.

Kimileri içinse bu birliktelik birer eril tatmin aracı, gösteriş veya A noktasından B noktasına gitmek; tutkudan ve o haz dolu anlardan uzak. Sadece bir araç.

Bu araç ilk çıktığından beri pek değişmedi aslında. Hatta temel esasların hiçbiri değişmedi. Yıllar içinde daha konforlu, daha sorunsuz, daha güvenli, daha yaşanılabilir hale geldiler. Her şey çok iyi görünüyor değil mi? Değil. Ruhlarını kaybettiler. Artık siz otomobili kullanmıyorsunuz. O sizi yönlendiriyor, 5. nesil otonomlardan bahsetmiyorum bile. Onlara bakınca en azından elimiz boşta kalmasın diye direksiyon simidi olduğu için şükrediyor, belki de lanet ediyorum.

Tüm bunlar hayatımızı görünürde yeterince kolaylaştırıyor. Her şey sizin yerinize yapılıyor. Siz oturun ve gitmek istediğiniz noktaya “en”’ler ile gidin. Gelecek tüm bu “en”’leri vaat ediyor. Vaat etmekle de kalmıyor, yapıyor da. Tüm bu enlere rağmen bir şey eksik bu vaat edilenlerde. Ruh. Ruh yok. Mekanik yok. Her şey daha iyi ve en’ler seviyesinde. Her şey elektronik. Çağ buna doğru ilerliyor. Yazık.

Otomobiller hayatımızın bir parçası olmaktan çıkıp buzdolabı oluyorlar. Günden güne. Aslında çoktan oldular. Yani yeterince hayatımızı kolaylaştırıyorlar, hatta bunu fazlasıyla yapıyorlar.

Benim için 90’lar otomobiller için en iyi dönemdi. Eşsiz ve geri gelmeyecek bir dönem. Mekanik ve teknolojinin harmanlandığı muhteşem denge. Sizin kullandığınız arabalar. Direksiyonu çevirdiğiniz yere giden atmosferik otomobiller. En hızlıları olduğu kesin değil ama en zevklileri.

Her şeyin yüksek bir verimlilikle hayatımızı kolaylaştırmasına gerek yok. Onlar böyle iyiler. Hayattaki küçük nüanslar gibi, onlarla bütünleşmek mümkün. Adeta kendi ruhları var. Sürücüleriyle bir bağlantıları. Mekaniğin ve insanoğlunun bağlantısı.

Arkadan itiş, kilitli diferansiyelli manuel bir araba. Benim için mutluluğun, zevkin, bağlılığın ve özgürlüğün tanımı. Sizin emirlerinize itaat eden, yüksek devir çeviren bir atmosferik canavar. Bu canavarın hayatımızı kolaylaştırmasına gerek yok ki zaten böyle bir iddiası yok.

Günümüzde ise beygirler havada uçuşuyor. Elektronik sistemler olmadan otomobili yolda tutmak bile imkânsız bir hal aldı. Limitler çok yükseldi. Artık her araba iyi. Temel birçok şeyi artık her araba kullanıcıya sunuyor. Standart günlük otomobillerin bile limitleri çok yüksek. Normal bir kullanıcının ulaşamayacağı düzeydeler.

Ama limitleri aşmak keskin bir bıçak. Her şey birden ve kontrolden uzak gerçekleşiyor. Sahi sürmediğiniz bir arabayı ne kadar yönlendirebilirsiniz ki. Araba size kendini, yolu, çevreyi anlatmıyor. Fazla izolesiniz. Şase ile iletişiminiz yok. Direksiyondan bahsetmiyorum bile.

Hal böyle olunca limitler aşıldığında sizinle hiçbir iletişimi olmayan otomobilin içinde elektronik sistemlere ümit bağlayıp dua etmekten başka bir çareniz kalmıyor. Aslında dua edecek kadar vakit buluyorsanız şanslısınız. Her şey algı düzeyinin çok ötesinde gerçekleşiyor. Çarçabuk.

Çağ ile, gelecek ile birlikte birçok şeyin sonu geliyor. Son atmosferik, son hava soğutmalı, son mekanik diferansiyelli laflarını duyar oluyoruz. Aslında bir çağ da bitiyor böylece. En güzel çağ bitiyor.

Yeni çağda otomobiller tüm “en”’leri barındırarak kendileri gidiyorlar. Süvarisiz şaha kalkan atlar…

Ulaşım açısından iyiler, bu yadsınamaz bir gerçek. Ama en zevkli ve en hisli ulaşım da bu değil. Bu çağda artık her şey çok hızlı. Zaman da.

Tüm bunlara rağmen otomobillere biçilen temel roller değişmiyor. Her ne kadar sanat eserinden uzak otomobiller üretiliyor olsa da rolleri değişmiyor. Evet dedeleri daha yakışıklı ama torunlarına da şans vermek gerek; en azından tek amacımızın A noktasından B noktasına gitmek olduğu zamanlarda.

Gene de bu ruh yoksunu gelecek benim için korkutucu. Düalizmden çokça uzaklaşmış gibi. Maddi kaygılar tarafından şekillenen buzdolapları araba diye satılıyor. Rollerini iyi oynasalar da buzdolaplarından farksızlar. Karakterden yoksun ve soğuklar.

Özetle, motorlu taşıtlar en büyük tutkumuz olarak hayatımızı etkiliyorlar. Bizi sevdiklerimize kavuşturuyorlar. Onlarla yaşıyoruz bir bağlamda. Ve artık hayatımızı fazlasıyla kolaylaştıracak donanıma sahipler.

Ama bunlar arttıkça tutku olmaktan çıkıp ruhsuz birer robot güruhu oluyorlar. Her şeye rağmen otomobiller evler kadar önemli ve ruhsuzlaşsalar da bağ kurulası nesneler. Özellikle mekanik olanlar.

Mekanik bir saat gibi küçük nüanslar belki de. Belki de bu hızlı çağda bir durak, dinlenmek için. Kanserli bir dokunun umut vaat eden tek hücresi belki de.

Yorumlar 0

İlk yorumu sen yap.

Beklenmeyen bir hata oluştu. Yenile×